20.10.2007, 01:22 PM
evet, acı insanı olgunlaştırırdı; ama, o başkaydı. başka olmasına karşın onu da olgunlaştırmıştı acı hiç kuşkusuz; ama, bir fark vardı ortada yine de. acı onu olgunlaştırırken, o da acıyı olgunlaştırıyordu.
acı ona zamanın büyüklüğünü, zaman da acının bir gün eski şiddetini kaybederek katlanılır hale geleceğini öğretmişti.
acı ona, insanın en insani yanlarından gözyaşını tattırmıştı. gözyaşı ise acıya katlanmanın etkili yollarından biriydi kuşkusuz.
acı, koşullar ne olursa olsun hala hayatta olduğunu anımsatmıştı ona ve hayatın tartışmasız zevkli yanları da olabileceğini.
acı, sevmek ve sevilmenin, hayatın olmazsa olmaz koşullarından biri olduğunu öğretmişti ona, sevmeninse acı çekmeden mümkün olmayabileceğini.
acı, yalnızlığın o kadar da katlanılmaz bir şey olmadığını anımsatıyordu sık sık, bazen de yalnızlığın hayatın zevklerinden biri olduğunu.
acı, içinin derinliklerinde bir vicdan taşıdığını, vicdan olmadan insanın insan olamayacağını haykırıyordu ona.
özlemleriyle kol kola yürümek zorunda kalacağını anlatıyordu ona acı, özleminse, elde etmenin biricik büyüsü olduğunu. bir sesin peşine düşüp yıkıcı yolculuklar yapabileceğini.
acı, bir gün her şeyini kaybedebileceğini öğretmişti ona, umutlarını ise asla kaybetmemesi gerektiğini.
şiiri sevdirmişti ona acı, şiirin ise ruhundaki en derin yerlere ulaşarak acının kendisini katlanılabilir hale getirdiğini.
en umutsuz anlarda bile direnmek gerektiğini öğretmişti ona acı ve her gün güneşin yeniden dünyayı yeniden avuçları içine alacağını, her sabahın taptaze bir başlangıç olabileceğini.
sabretmeyi öğretmişti ona acı, katlanmayı, beklemeyi, güzelliklere giden yolun çetin ve dikenli olduğunu öğretmişti.
hayatı öğretmişti ona acı, bir eski dostun gözlerinin ta içine bakarak verdiği öğütlere benzer öğütler vererek.
kol kola, uzun erimli bu yoldaşlık, hem onu hem acıyı olgunlaştırmıştı sonunda. birbirlerine katlanmayı öğrenmişlerdi artık.
acı, yakıcı yanlarını törpülemek zorunda kalırken, o da daha az acı çekmeyi öğrenmişti.
(alıntıdır.)
acı ona zamanın büyüklüğünü, zaman da acının bir gün eski şiddetini kaybederek katlanılır hale geleceğini öğretmişti.
acı ona, insanın en insani yanlarından gözyaşını tattırmıştı. gözyaşı ise acıya katlanmanın etkili yollarından biriydi kuşkusuz.
acı, koşullar ne olursa olsun hala hayatta olduğunu anımsatmıştı ona ve hayatın tartışmasız zevkli yanları da olabileceğini.
acı, sevmek ve sevilmenin, hayatın olmazsa olmaz koşullarından biri olduğunu öğretmişti ona, sevmeninse acı çekmeden mümkün olmayabileceğini.
acı, yalnızlığın o kadar da katlanılmaz bir şey olmadığını anımsatıyordu sık sık, bazen de yalnızlığın hayatın zevklerinden biri olduğunu.
acı, içinin derinliklerinde bir vicdan taşıdığını, vicdan olmadan insanın insan olamayacağını haykırıyordu ona.
özlemleriyle kol kola yürümek zorunda kalacağını anlatıyordu ona acı, özleminse, elde etmenin biricik büyüsü olduğunu. bir sesin peşine düşüp yıkıcı yolculuklar yapabileceğini.
acı, bir gün her şeyini kaybedebileceğini öğretmişti ona, umutlarını ise asla kaybetmemesi gerektiğini.
şiiri sevdirmişti ona acı, şiirin ise ruhundaki en derin yerlere ulaşarak acının kendisini katlanılabilir hale getirdiğini.
en umutsuz anlarda bile direnmek gerektiğini öğretmişti ona acı ve her gün güneşin yeniden dünyayı yeniden avuçları içine alacağını, her sabahın taptaze bir başlangıç olabileceğini.
sabretmeyi öğretmişti ona acı, katlanmayı, beklemeyi, güzelliklere giden yolun çetin ve dikenli olduğunu öğretmişti.
hayatı öğretmişti ona acı, bir eski dostun gözlerinin ta içine bakarak verdiği öğütlere benzer öğütler vererek.
kol kola, uzun erimli bu yoldaşlık, hem onu hem acıyı olgunlaştırmıştı sonunda. birbirlerine katlanmayı öğrenmişlerdi artık.
acı, yakıcı yanlarını törpülemek zorunda kalırken, o da daha az acı çekmeyi öğrenmişti.
(alıntıdır.)