20.10.2007, 10:09 PM
BAK İSTANBUL
bak istanbul,
anlatacaklarım var sana.
bir sevda hâyâli kuruyorum:
senin bakışlarınla dolduruyorum,
bütün gördüklerimi.
şu çiçekler, mavi gök, sakin deniz;
sana hediyem olsun, kaf dağından kar misâli.
sokaklarına savur beni sevincinden, kaldırımlara serp,
o sıcak rüzgârlarınla gecelere dağıt beni.
emirgân'da iki saat gel, çamlıca'da bir akşam,
bütün manzaranla göreyim seni.
piyer loti'de beş çayı içelim sessizce,
anlat bana kaybolan meşhur mâzini.
köşklerinde kahve içelim bir sabah,
belki kırk yıl daha yaşarım seninle.
korkma susturamaz seni hiçbir şehir,
ne paris, ne londra, ne roma!
sen benim yüreğimle anlattıktan sonra.
bak istanbul,
görüyor musun gördüklerimi,
bütün pencerelerinden sana bakıyorum.
bir hayâl görüyorum, isli bir hayâl;
büzülüp büzülüp kıvrılıyor, insan oluyorsun.
seni kaybediyor ve dehşetle uyanıyorum...
olmaz değil mi istanbul'um,
bizim gibi aciz olamazsın?
sen sevgileri bir çırpıda harcayamazsın?
gözlerimi açıp bir katre rahatlıyorum,
seni muhteşem güzelliğinle, karşımda buluyorum.
sen sen ol, sakın değişeyim deme,
boğazına sahip, yedi tepene hakim ol.
bak istanbul,
eğer sen bir kız olsaydın,
bilmem bu kadar sevebilir miydim seni.
dolabilir miydin o zaman içime,
böyle güzel, bu kadar gizlice?
bataklıklar kadar pislik içinde,
kimin güzellikleri bu kadar görünebilir,
söyle! hangi insan bu güzelliği hakedebilir?
bak istanbul,
mavi gözlü, etekleri yeşil sevdiceğim.
bütün çiçekleri gönlümün, sende büyür.
toprağın saf altın, denizin yeryüzündeki gök.
senin kıymetin benim sevgimde.
kelimelerin yetmediği yerde,
senin tarifin başlar, anlayabilene.
bir türlü sözümle anlatamıyorum,
vazgeçtim imkânsızın tarifinden.
sustum, bak işte yüreğimi göğsüne yaslıyorum.
bak istanbul,
ağlıyorsun yine, ıslatacaksın beni.
dur anlatacaklarım vardı daha!..
üzülme sakın yaşlı peri.
insan olsaydın eğer,
sen sen olmazdın!
ve asla bu kadar sevemezdim seni!
Emre MİYASOĞLU
bak istanbul,
anlatacaklarım var sana.
bir sevda hâyâli kuruyorum:
senin bakışlarınla dolduruyorum,
bütün gördüklerimi.
şu çiçekler, mavi gök, sakin deniz;
sana hediyem olsun, kaf dağından kar misâli.
sokaklarına savur beni sevincinden, kaldırımlara serp,
o sıcak rüzgârlarınla gecelere dağıt beni.
emirgân'da iki saat gel, çamlıca'da bir akşam,
bütün manzaranla göreyim seni.
piyer loti'de beş çayı içelim sessizce,
anlat bana kaybolan meşhur mâzini.
köşklerinde kahve içelim bir sabah,
belki kırk yıl daha yaşarım seninle.
korkma susturamaz seni hiçbir şehir,
ne paris, ne londra, ne roma!
sen benim yüreğimle anlattıktan sonra.
bak istanbul,
görüyor musun gördüklerimi,
bütün pencerelerinden sana bakıyorum.
bir hayâl görüyorum, isli bir hayâl;
büzülüp büzülüp kıvrılıyor, insan oluyorsun.
seni kaybediyor ve dehşetle uyanıyorum...
olmaz değil mi istanbul'um,
bizim gibi aciz olamazsın?
sen sevgileri bir çırpıda harcayamazsın?
gözlerimi açıp bir katre rahatlıyorum,
seni muhteşem güzelliğinle, karşımda buluyorum.
sen sen ol, sakın değişeyim deme,
boğazına sahip, yedi tepene hakim ol.
bak istanbul,
eğer sen bir kız olsaydın,
bilmem bu kadar sevebilir miydim seni.
dolabilir miydin o zaman içime,
böyle güzel, bu kadar gizlice?
bataklıklar kadar pislik içinde,
kimin güzellikleri bu kadar görünebilir,
söyle! hangi insan bu güzelliği hakedebilir?
bak istanbul,
mavi gözlü, etekleri yeşil sevdiceğim.
bütün çiçekleri gönlümün, sende büyür.
toprağın saf altın, denizin yeryüzündeki gök.
senin kıymetin benim sevgimde.
kelimelerin yetmediği yerde,
senin tarifin başlar, anlayabilene.
bir türlü sözümle anlatamıyorum,
vazgeçtim imkânsızın tarifinden.
sustum, bak işte yüreğimi göğsüne yaslıyorum.
bak istanbul,
ağlıyorsun yine, ıslatacaksın beni.
dur anlatacaklarım vardı daha!..
üzülme sakın yaşlı peri.
insan olsaydın eğer,
sen sen olmazdın!
ve asla bu kadar sevemezdim seni!
Emre MİYASOĞLU